7 Nisan 2008 Pazartesi

Yöresel, il il yemek tariflerinden seçmeler ve yemek kültürleri

İZMİR MUTFAĞI
İzmir denince akla sağlıklı, insanı fazla yormayan, hafif yemeklerden oluşan bir mutfak gelir. Özellikle zeytinyağı İzmir mutfağı’nın baş tacıdır. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezidir zeytinyağı aynı zamanda. Zeytinyağının yanında çeşit çeşit yabani otları ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan bağları unutmamak gerek… Ve tabii balık…
İzmir mutfağı, Ayvalık gibi Ege mutfağının tipik özelliklerini taşır. İzmir denince akla ilk gelen Kumru sandviç, buzlu badem ve Kordonboyu’dur. İzmir mutfağına özelliğini veren yabani ot yemekleri, Ege’nin ot cenneti Tire yöresinde yoğunlaşır. Ot kavurması, Sarmaşık ve Kuşkonmaz Kavurması diğer ot yemeklerinin yanında göze çarpanlardan. Bir de ısırgan otundan yapılan Okma var.
İzmir ve yöresinin yemekleri de çeşit açısından son derece zengindir. Başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz. Tarhana Çorbası: Yaz mevsiminin sonuna doğru un, yoğurt, bol domates, kırmızı biber, İzmir’e özgü yabani otlar önce kazanlarda pişirilir, daha sonra ekşimeye bırakılır, kurutulur, el ile ovularak, un haline getirilen tarhanalar, iyice kurutulup, kışa saklanır.Soğuk kış günlerinde et suyu ile pişirilip, kızarmış ekmekle sıcak sıcak servis yapılır.Tarhana çok lezzetli, besin değeri yüksek yöresel bir çorbadır.Keşkek: Özellikle düğün ve bayram yemeği olarak bilinir. Taş dibeklerde döğülerek kabuğu çıkarılmış yumuşak buğdayın, koyun etiyle büyük kazanlarda ve bol odun ateşinde iyice pişirilmesiyle oluşan keşkek, düğünlerde misafirlere ikram edilir.Kalaylı bakır sahanlarda ikram edilen keşkeğin üstüne salçalı ve kırmızı biberli tereyağı dökmekte adettir.Zerde: Keşkek gibi özel günlerin yemeğidir. Tatlı olarak sofraya en son getirilir. Nişasta, pirinç ve şekerden yapılıp, üzerine tarçın ilave edilir.Sura: Özellikle Kurban Bayramından sonra yapılan bir yemektir. Kurban etinin kaburga kemiklerinin bulunduğu bölüm kesilerek, büyük et parçası çıkarılır.Kaburga kemikleriyle et kısmının arası tuz ve baharatla oğulduktan sonra, iç pilavla doldurulur. Doldurulan kısmın etrafı pişerken pirinçler dağılıp dökülmesin diye yorgan iğnesiyle dikilir. Kuzu tenceresi denilen büyük bakır tencerede pişirilir. Daha sonra bir tepsiye alınarak, üzeri salçalı tereyağ ile yağlandıktan sonra, fırına sürülür. Pembeleşinceye kadar kızartılır.Sıcak olarak servis yapılır.İzmir Köftesi: Et iyice döğüldükten sonra soğan suyu, tuz , karabiber ve diğer baharatlar, ekmek içi ve yumurta ile yoğrulur.Köfte şekil verilerek, yağda kızartılır. Üzerine domates konularak pişirilir. Sıcak servis yapılır.Papaz Yahnisi: Dana eti doğranarak toprak bir tencereye konur. İçine soğan, sekiz-on tane bütün sarmısak, tuz, biber, kimyon ve sirke ilave edilir. Hiç su konulmadan tencerenin kapağı buhar çıkmayacak şekilde sıkıca kapatılarak, pişirilir.Mücmeri: Kıyma ve soğan yoğrulur.Haşlanmış pirinç ile karıştırılıp, ovulur. Macun haline gelince yumurta, maydonoz ve tuz ilave edilir. Üstü örtülüp bir süre dinlendirildikten sonra, yağda kızartılır.Pirinçli Domates Dolması: Domates rendelenir, tereyağında biraz pişirilir. Birkaç domatese bir çorba kaşığı tereyağ yeterlidir. Et suyunu koyup, kaynattıktan sonra, içine biraz tuz atıp, pirinç salınır. Fındık büyüklüğündeki köfteler, tepsiye serpilen una bulanır, daha sonra kaynayan pirinç suyunun içine salınır ve pişirilir.Kol Böreği: Alt üst böreği hamuru ile olur. İstenildiği kadar beze tutulur. Açılır ikiye katlanır, peynirli veya kıymalı iç konur. İzmir’de genellikle ıspanaklı yapılır. Ispanak kavrulursa ağır olur. Temiz yıkanıp, doğranan ıspanaklara ince doğranan bir soğan, tuz, karabiber karıştırılıp, böreğin içine katılır, rulo şeklinde sarılır. Sonra tepsiye sıralanıp, kesilir. Üzerine bol zeytinyağı sürülüp, fırına verilir. Pişince üzerine tepsi kapatılır. Gerdan Tatlısı: Kurban Bayramlarında özellikle kurban etinden yapılan baharatlı bir et tatlısıdır. Kurbanın boyun kısmı önce çok az bir tuzla haşlanır. Sonra pişmiş et lifleri didiklenerek, kemiklerden ayrılır. Üzerine et suyu, şeker, tarçın, karanfil gibi baharatlar atılarak, ağdalı bir hal alıncaya kadar pişirilir. Pişmeden biraz önce içine kayısı ve kara erik kurusu ile kavrulmuş badem veya çam fıstığı ilave edilir, yemek üzerine sıcak olarak yenir.Radikal Salatası: Yabani bir ot olan radika, İzmir ve çevresinde şifalı bir yiyecek olarak kabul edilmektedir. Pek çok çeşitleri olan bu ot cinsinin, temizce yıkanmış, bol su ile haşlanmış, üzerine bol limon ve zeytinyağı ilave edilmiş salatası servis yapılır.Zeytinyağlı Taze Fasulye: İnce doğranmış bir adet kuru soğan yarım su bardağı kadar zeytinyağında biraz öldürülür, üzerine ayıklanmış doğranmış taze fasulyeler ilave edilir, biraz kavrulur, üzerine bolca rendelenmiş domates, tuz, biraz şeker ilave edilir. Daha sonra yeteri kadar sıcak su ilave edilip, kısık ateşte pişirilir. Tencerede soğutulup, servis yapılır.Telkadayıf: Türkiye’nin hemen her yöresinde çok lezzetli yapılan besin değeri çok yüksek olan telkadayıf İzmir’de de çok sevilen tatlıların başında gelir. Eritilmiş margarin ve tereyağı karışımı telkadayıflara iyice yedirilir. Yağlanmış tepsiye serilir, üzerine bolca dövülmüş ceviz dökülür, tekrar yağlanmış kadayıf serpilip, bastırılır. Orta hararetli fırında pembe renkli pişirilir.Biraz ılıyınca üzerine soğuk şurup dökülür.Arzu edilirse, üzerine bir parça kaymak koyup, servis yapılır.Kaymaklı Dondurma: Yazları çok sıcak olan İzmir’de güneş körfezde batarken, dondurma yemek bir alışkanlıktır. İzmir’ in kaymaklı dondurması nefis lezzetiyle hem serinlik hem de sıcak nedeniyle gün boyunca vücudun harcadığı enerjiyi geri verir. Süt, şeker, ve salep bir tencerede pişirilip, kavrularak, soğutulur. Buzdolabının buzluğunda ve ara sıra karıştırarak, iyice donması sağlanır, fıstıklarla süslenerek, servis yapılır.
HATAY MUTFAĞI
Hatay, tarihi ile olduğu gibi, yemekleri ile de ün sahibi. Kentin köklü geçmişi, çeşitli kültürlerin birbirleriyle kaynaşması, ortaya son derece zengin bir mutfak çıkarmış.
Kağıt kebabı, oruk, dövme (aşşur), semirsek, tepsi kebabı, humus, zahter salatası, künefe, peynirli irmik helvası, kabak tatlısı, cevizli biber, küflü çökelek salatası, turplu tarator, humus, patlıcanlı yoğurtlama, sarmaiçi, yumurta öccesi Hatay adıyla özdeşleşmiş yemeklerden bazıları. Bu güzel yemeklerin bir kısmı Hatay’dan tüm Türkiye’ye yayılırken, bazılarını denemek için dahi Hatay’a gitmek şart. Ancak belirtmekte yarar var, künefe, kağıt kebabı, humus, kabak tatlısı gibi tüm ülkeye mal olmuş tatlı ve yemeklerin lezzeti de Hatay’da bambaşka. Harbiye beldesi, su kıyısındaki doğayla iç içe, geniş kapasiteli restoranlarıyla, bu lezzetleri denemek için en uygun yerlerden biri. Küçük bir uyarı: Rejim dönemlerinde Hatay’da bulunmamak, yararlı olacaktır. Hatay’ın renkliliği, adeta sokaklara taşıyor. Çok dinli ve çok mezhepli bir nüfus yapısı var Hatay’ın. Ayrıca, yılın her döneminde çok farklı ülkelerden ziyaretçilerin akınına uğruyor. Asi Nehri’nin ve diğer akarsuların beslediği bereketli topraklar, Antakya ve çevresini yeşilden yeşile boyuyor. El sanatları açısından da geleneksel bir dokuya sahip Hatay. Sadece bakırcıları izlemek dahi insanın ruhunu dinlendiriyor. Son bir tavsiye; defne sabunu, doğal ipek, biber salçası, nar ekşisi Hatay’ın çarşılarında karşınıza çıkacak. İpek işlerinden gözünüzü alamayacaksınız.
ANTEP MUTFAĞI
Bugün dünyada yaşayan 6.5 milyon insanın, yaşamlarını devam ettirmek için asgari iki öğün yemek yemeye gereksinimleri vardır. Bu gerçekle sağlıklı yaşama doğru giden yolda, dünya üzerinde yaşayan insanların, ihtiyaçları olan gıda maddelerini üretirken bulundukları coğrafi ortama uyma zorunluluğu ve geçirmiş oldukları kültür evrimleri, değişik yemek kültürlerinin oluşmasını sağlamıştır. Anadolu'da da yaşayan toplumların, coğrafyaya uygun gıda maddeleri çeşitliliğine ve aile yapılarına göre zengin bir mutfak kültürü oluşmuştur.
Gaziantep, sanayisi ve ticari hayatının yanı sıra, bir de yemek turizmi yaratacak kadar son derece zengin ve kendine özgü bir mutfak kültürü vardır. Gaziantep mutfağı yaygın bilinenin aksine kebap, baklava ve fıstıktan ibaret olmayıp, mevsimine göre meyve ve sebzelerin, tahılların, baharatların, salçaların bir arada kullanıldığı son derece sağlıklı tencere yemeklerini de içeren zengin bir mutfaktır. Gaziantep yemeklerinde, yemeğin güzelliğinde, lezzetinde malzemenin niteliği kadar yemeği pişirenin ustalığının ve el becerisinin de payı büyüktür.
Gaziantep Mutfağı çorbalardan köftelere, dolmalardan yoğurtlu ve salçalı sebze yemeklerine, kebaplardan baklavalara zengin bir mutfağın çok özel tarifleri ile meydana gelmiştir.
Bu nedenlerle Gaziantep Mutfağı, ülkemizde şehrinin ismi ile anılan yegane mutfak olarak, zengin bir coğrafi yapının İpek Yolu üzerindeki durağıdır.
1.Yuvarlama
2.Ayvalı Tas Kebabı
3.Döğmeli Alaca Çorba
4.Antep Peynirli İrmik Helvası

MARDİN MUTFAĞI Bir çok kavimlere ev sahipliği yaptığı ve kervan yollarının kesiştiği bir noktada olması sebebi ile Mardin'deki yemek kültürünü de geliştirmiş ve yemek çeşitlerini de çoğaltmıştır. Güney ve Doğu Anadolu'nun bol baharlı, yağlı beslenme özelliği Mardin'de de görülmektedir. Yörenin en meşhur yemekleri, daha ziyade köylerde yapılmakla birlikte merkezde de yapılmaktadır. Et ve süt ürünlerine hemen tüm yemeklerde rastlanır. Sebzenin beslenmedeki yeri oldukça sınırlıdır. Pazardan sağlanan biber, patlıcan gibi sebzeler kurutularak, domates de salça yapılarak kışa saklanır. Kavurma, sucuk, üzüm sucuğu yanında evde hazırlanan kışlık yiyeceklerin başında bulgur ve şehriye gelmektedir. En yaygın yiyeceklerden çiğ köfte ve pilavın ana öğe olması, bulguru beslenmede ön plana çıkarmaktadır. Çorbalık olarak hazırlanan "dövme" yanında, kullanım alanlarında bulgur çeşitlilik gösterir. Köfteliğe "ihşane", içli köfte yapımında kullanılır.
KAPALI LAHMACUN (Sembusek) : Un ve tuzlu suyla yoğrulmuş hamurun merdane yardımıyla açılıp kıyma, soğan ve baharatla içi doldurularak katlanmış biçimde fırına verildiği yemek türüdür.
KIZARMIŞ İÇLİ KÖFTE (İrok)Mardin'de iki çeşit içli köfte vardır. Biri kızarmış (İrok) diğeri ise haşlanmış içli köftedir. (İgbebet) Kızarmış içli köfte sadece Mardin'e özgüdür. MALZEMELER -Dış hamurunun hazırlanması için- 2 kg kısırlık bulgur, 250 gr. çiğ köftelik et,4 adet haşlanmış patates, 2 yumurta, 2 kaşık un, 1 çorba kaşığı tuz. -İç'in hazırlanması için- 1 kg köftelik kıyma, 500 gr soğan, 1 demet maydanoz, karabiber, tuz. HAZIRLANIŞI-İçinin hazırlanması- Soğanlar ince ince kıyılıp, ateşte haşlanır. Suyunu çektikten sonra yağla kavrulur. Soğanın üzerine kıyma eklenip 1-2 dk. kadar kavrulur. Maydanoz tuz, karabiber ve pul biber eklenir. 20 dk. kavrulduktan sonra soğumaya bırakılır. -Dışının hazırlanması- Kısırlık bulgur, haşlanmış patates, çiğköftelik et karıştırılarak hamur haline getirilir. Ceviz büyüklüğünde hamur koparılır. Başparmak yardımıyla havuz şeklinde açılır. Hazırlanan kıyma havuzun içine doldurulup ağzı kapanır. Kurabiye şeklinde yuvarlatılır. Kızgın yağda pembeleşinceye kadar kızartılır. Sıcak olarak servis yapılır.
MERCİMEKLİ KÖFTE (Bello)Öğle yemeği olarak hazırlanan az külfetli, her ailenin bütçesine uygun bir yemek türüdür.
MEVLÜD ÇÖREĞİi (Kliçe) Şeker, yağ, un ve baharat karışımından müteşekkil çörek, genelde vefat eden kişilerin mevlüdünde dağıtılmak üzere hazırlanır.Malzeme: 1 kg un, 250 gr tereyağı, 250 gr şeker, 250 gr süt, 10'ar gr. çekilmiş anason, mahlep, tarçın, kabartma tozu ve bira mayası.Hazırlanışı: Şeker sütün içinde eritilir. Hazırlanan karışım geniş leğende un, baharat ve yağla beraber iyice yoğrulur. Daha sonra hamur dinlenmeye bırakılır. Kabarıp kıvamını aldıktan sonra şekillendirilerek (simit ya da tepside bademlendirilerek) yağlanan tepsilere itina ile dizilir. Üzerlerine yumurta sürülerek fırına verilir. 35-45 dakika kadar pişirilen çörekler soğumaya bırakılır. Bayram günü özellikle peynir eşliğinde yenir.
KABURGA DOLMASI En çok bulgur pilavı ile yenen etli bir yemek türüdür. Özelliği koyunun kaburga kamiğinden yapılmasıdır. Kaburgaların üstündeki etin içi kesilir, etli pilav ile doldurulup pişirilir.
Malzemeler: (6 kişilik) 1 yaşındaki oğlak ya da kuzu kaburgası, 250 gr. koyun kol eti, 2 su bardağı pirinç, 4 çorba kaşığı tereyağ, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı yenibahar, 3 su bardağı su, 1 su bardağı badem, 1 çorba kaşığı çok ince kıyılmış maydanoz veya reyhan.HAZIRLANIŞI Pirinci ılık ve tuzlu suda soğuyuncaya kadar bekletin. Kol etini kuşbaşı doğrayın. Doğradığınız eti bir bardak su ile ateşe koyup, kavurarak suyunu çektirin. İçine karabiber ve tuz atın. Üzerine biraz sıcak su ilave ettikten sonra eti kaynamaya bırakın. Başka bir tencerede 2 çorba kaşığı yağ eritin. Pirinci bol suda yıkayıp yağda kavurun. Kavurduğunuz pirinci, kaynamakta olan etin suyuna ilave edip yarı pişmiş bir pilav yapın. Bir başka kapta, bademi suda haşlayın. Kabuklarını soyup yıkadıktan sonra suyunu süzüp yağda kavurarak pembeleştirin. Yarı pişmiş pilava, bademleri, kıyılmış reyhan ya da maydanozu ilave edin. İçine yenibahar da attıktan sonra karıştırın.
Kaburgalardaki etle kemiğin arasını açıp, pilavı doldurun. Doldurma işlemini iyi ayarlayın, çok doldurursanız patlayıp pilavın tencereye saçılmasına, az doldurursanız içine su girmesine neden olabilirsiniz. Etinizin üzerine biraz salça sürün ve bir çorba kaşığı yağda kızartın. 3 bardak dolusu kaynar suyu ilave edip, tuz da attıktan sonra, kapağını örtün. Tencerede önce kemikli tarafı alta gelecek şekilde yerleştirerek 1 saat kaynatın, sonra etli tarafını çevirerek, iyice yumuşayıncaya kadar çok hafif ateşte 4-5 saat kadar pişirin. Kaburga doldurulduktan sonra salça sürülmeden de pişirilebilir. Salça sürülmeden pişirilirse, servise almadan önce fırında üzeri pembeleşinceye kadar kızartılır.
KONYA MUTFAĞI
Doğumdan ölüme beslenme mecburiyeti, insanların ilk çağlardan bu yana yemekle ilgili birtakım kurallar geliştirmelerine neden olmuştur. Bu kurallar zaman içinde toplumların kendi yapı ve değerleri ile birleşerek o toplumlara özgü mutfak kültürünü yaratmıştır. Dünyanın ünlü mutfakları arasında yer alan Türk Mutfağı da böyle bir gelişimin ürünüdür; Türk Mutfağı klasik ve yöresel mutfak olarak ele alınabilir. Klasik mutfak, İstanbul’da imparatorluk ürünleriyle şekillenen bir mutfaktır. Türk Halk Mutfağı olarak da adlandırılabilecek olan yöresel mutfaklar ise Anadolu’da bölge ürünleriyle şekillenen mutfaklardır. Konya Mutfağı, Selçuklu saraylarında gelişen ve Mevlevi adap ve erkanıyla yoğrulan muhteşem bir oluşumdur. 13. Yüzyıldan günümüze koyduğu kurallarla klasik özellikler taşıyan, hatta Klasik Türk Mutfağı’nın dayandığı ana köklerden birini oluşturan Konya Mutfağı bu nedenle Türk Halk Mutfağının dışında tutulması gereken bir mutfaktır.
Konya Mutfağı , mutfak mimarisi, araç gereçleri, yemek çeşitleri, pişirme yöntemleri, sofra düzenleri, servis usulleri, kış için hazırlanan yiyecekleriyle kendine özgü bir mutfak ve bu mutfakla ilgili inanılmaz zenginlikte bir mutfak kültürü meydana getirmiştir. Selçuklu saraylarında altın tepsi ve sahanlarda yemeklerin Oğuz resmine uygun olarak düzenlendiği; mutfakla ilgili ilk ekipleşmenin Mevlevi Mutfağı’nda başladığı, dünyada adına muhtemelen anıt mezar yaptırılan ilk aşçıbaşının Konya’da bulunduğunu söylemek Konya Mutfağı’nın ihtişamını belirtmeye yetecektir. Doğum evlenme sürecini içine alan geçiş dönemlerinin hepsinde Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi tatlı yenilmesi, kutsal günlerde ‘şivlilik’ adıyla sadece Konya’da görülen çocuklara çerez dağıtma adeti, neşeli günlerden Nevruz ’da bazı şehirlerde uygulanan ‘S’ harfli yedi yiyecek yenmesi gibi adetler Konya Mutfağı’nın sayısız zenginliklerine örnektir.
Konya Mutfağı’nın en ilgi çekici özelliği kurallaşmış davet yemekleridir. Aşçı Takımı denilen düğün pilavı, davet yemeklerinin en güzeli ‘kara yemek takımı’ belli yemeklerden oluşur ve bu davetlere gidildiğinde hangi yemeklerin yenileceği bellidir. Komşu kaldırmaları, çetnevir, soğukluk sofraları, tandıra bütün kuzunun asılmasıyla hazırlanan ‘çebiç’ olarak adlandırılan ziyafet sofrası yemekleri, Arabaşı ve ‘peşmani’ çekilen gece misafir sofraları da genellikle bilinen yemeklerden oluşur.
Konya’da dışarı yemekleri olarak üç nefis yiyecek dikkati çeker. Fırın Kebabı ,etli ekmek, peynirli pide.. Yakın yıllarda bunlara peynirli ve etli içle hazırlanan karışık pide de eklenmiştir. Bu üç yiyecek Konyalıların olduğu kadar yabancıların da çok ilgisini çeken yiyeceklerdir.
Kimsenin farkında olmadığı Konya Mutfağı, 1986’da Konya Turizm Derneği’nin Birinci Milletlerarası Yemek Kongresi’nden sonra yabancıların ilgi odağı olmaya başlamıştır. Ateş Baz-ı Veli türbesini gezen ünlü otorite Alan Davidson burada ‘hacı’ olduklarını belirtmiş ve bunu PPS’deki yazısında da tekrarlamıştır. Tarafımızdan hazırlanan Konya yemeklerinden Örnekler sergisinde Konya ve Selçuklu yemeklerini tanıyan uzmanlar, Konya ‘nın önemli bir yemek merkezi olabileceğini vurgulamışlardır. Konya yemekleriyle ilgili övgü dolu makaleler yazan uzmanlardan Holly Chase ve bazıları Konya’ya yemek için geziler düzenlemişlerdir. Ünlü editor Jill Norman sergiyi gezerken bir yemek kitabı hazırlamamı istemiş ve 1989’da İngiltere’de adı geçen kitabım yayınlanmıştır. Konya Mutfağı çok yakın yıllarda kültür ve turizm açısından Mevlana Müzesi’nin ardından ikinci sırada yer alacaktır. Bunun için vakit geçirmeden sağlam bir alt yapı hazırlanmalıdır. Ancak kültür ve mutfak değerlerimizi hızla harcadığımız, Konya’nın ünlü fırın kebabını ‘tandır’ a dönüştürmek üzere olduğumuz bu ortamda, mutfak adına bir kurtarıcı yetkili çıkacağı ümidindeyim.
Çebiç
Çebiç, Konya ziyafet sofralarının en muhteşem olanıdır. Çebiç ziyafetine sabahtan gidilir, kahvaltıda kuzunun ciğeri ızgara yapılarak sunulur. Tandırda pişen kuzu öğlen yemeğinde bulgur pilavı üzerine konarak sunulur. Konyalı gurmelerin söylediğine göre en lezzetli çebiç Eylül ayında yapılır çünkü kuzular bu ayda en uygun olgunluktadır.
Etli Ekmek(Etli Pide)
Etli ekmek Konya’da çok sevilir ve Konya’daki fırın veya lokantalarda Türkiye’nin diğer şehirlerinden çok daha güzel uygulanır. Konya’da yabancı kökenli lokantalarda, açıldıktan birkaç ay sonra ‘etli ekmek servisimiz başlamıştır’ gibi ilanlar görülür. Hiçbir yiyecek Konya’da etli ekmekle rekabet edemez.
5 etli ekmek
1 kg yağlı koyun kıyması veya iki bıçak arasında kıyılmış koyun eti
5 baş soğan
5 domates
100 gr kıl biber
1 sb maydanoz(kıyılmış)
1 yk sadeyağ(et yağsız ise)
Yeterince tuz ve karabiber
50 gr kıl biber(üzerine)
Beraberinde:
Ayran ve doğranmış turp
Yapılışı: Sebzeleri ince kıy, kıymaya veya bıçak arası ete karıştır. Yağı az ise sadeyağ ilave et. Üzerine konulacak biberlerle birlikte fırına gönder. Fırından gelince soğumadan sofraya çıkar.
ERZİNCAN MUTFAĞI
Erzincan hamur işi yemekleriyle öne çıkar. Tarhana, reçel, turşu Erzincan sofralarının vazgeçilmezleri...Et yemekleri, özel pişirme yöntemleri ve baharatlarla benzersizleşir. Erzincan mutfağı, Acem ve Arpa mutfaklarının da izlerini taşıyor. Kentin özgün tarihi dokusu, onun mutfağına da yansımış. Bulgur yemekleri açısından da zengin bir mönüyle karşılaşırsınız. Hayvancılık ve tarımın yaygınlığı hem et yemeklerinin, hem de sebze yemeklerinin farklı çeşitlemelerinin oluşmasını sağlamış. Erzincan içinde ev yemekleri yiyebileceğiniz pek çok mütevazı lokantaya rastlarsınız. Nefis Erzincan yaprak dolmasını koyun yoğurduyla yiyebilirsiniz. Ekşili çorba ve kete de tadına bakmanız gereken spesiyallerden...
Sırın
Malzemeler : 2 bardak un 3 kaşık tereyağı 1 bardak pekmez Tuz
Hazırlanışı: Un ve tuz suyla hamur haline getirilir. Hamur yumurta büyüklüğünde bezelere ayrılır, bezeler kalın yufka halinde açılır. Yufkalar kızgın saç üzerinde pişirilir. Soğumasını önlemek için kalın bir bez içinde saklanır daha sonra , tereyağının eritilerek içine pekmez karıştırılmasıyla elde edilen karışım ile her iki tarafı yağlanır. Yağlanan yufka iki parmak genişliğinde katlanarak rulo haline getirilip, 2-3 cm kalınlığında kesilip tepsiye dizilir. Üzerine tekrar pekmezli tereyağı dökülür.
Gasefe
Malzemeler : 1/2 kg. kayısı kurusu (yarma) 2-3 çorba kaşığı tereyağı 1 su bardağı iri çekilmiş ceviz içi
Hazırlanışı : Kayısı kurusu bol su ile yıkanıp temizlenir. Bir tencerede üzerini örtecek kadar su konur, kayısı kuruları yumuşayıncaya kadar pişirilir. Ateşten alınarak dinlenmeye bırakılır. Dinlenen kaysı süzgeçten süzülür, servis tabağına alınır. Üzerine tavada kızdırılmış tereyağı gezdirilir, iri kıyılmış cevizler üzerine serpildikten sonra servis yapılır
RİZE MUTFAĞI
Rize Mutfağı, mısır, kara lahana, fasulye, süt ürünleri (yoğurt, ayran, tereyağı) ve deniz ürünleri üzerine şekillenmiştir. Şimdi buğday ununun kullanıldığı her yerde mısır unu kullanılırdı. Kurutma imkânı olmayan gıdaların muhafazasında salamura yöntemi gelişmiştir. Ekmek olarak; mısır ekmeği ve hamsili ekmek, lahanadan; etli lahana sarması, burma lahana, haşlama yapılır. Fasulye; fasulye yemeği, fasulye turşusu, turşu tavali olarak mutfak kültürüne katkıda bulunur.

Çorbalar
Korkoto Çorbası ve Ayran Çorbası:
Korkoto : Kırılmış mısırMalzemeler: İki su bardağı korkoto, bir su bardağı ayran, İki çorba kaşığı tereyağ.Yapılışı: Önce korkoto suya atılır, ayran ve tuz katılır, tereyağı konup pişirilir. Günümüzde; salça tereyağında pişirilerek servis yapılırken çorbanın üzerine gezdirilmektedir.

Fasulye (Lobya) Çorbası:
Malzemeler: Uç su bardağı kuru fasulye, Domates büyüklüğünde içyağı, İki baş orta boy soğan veya soğana karşılık pırasa yaprağı.
Yapılışı: Önce kuru fasulye suda pişirilir. Soğanlar veya pırasa yapraklan ayrı bir kapta pembeleşinceye kadar yağda kavrulur, fasulye, içyağı, tuz ve su ilave edilip pişinceye kadar yeniden kaynatılır. Kemik ilave edilirse daha lezzetli olur. Nane katılarak yenir.

Hopi (Hupi) Çorbası:
Malzemeler: Uç yoğurt kasesi hopi. (İçiyle birlikte kurutulmuş kuru fasulye), bir kaşık tereyağı, Bir domates büyüklüğünde içyağı, İki baş soğan veya bunun kadar pırasa yaprağı.
Yapılışı: İnce doğranmış soğanlar veya pırasa yaprakları yağla kavrulur. Kırılmış fasulye hopileri içine atılarak karıştırılır, su ve tuz ilave edilip piş irilir. Kemik ilave edilerek pişirilirse iyi olur. Nane ve sarmısak ilave edilerek yenir.

Kabak Çorbası:
Malzemeler: Bir beyaz kabağın dörtte biri, bir su bardağı kuru fasulye, Uç çorba kaşığı yağ.Yapılışı: Kabuğu soyulan kabak kuşbaşı şeklinde doğranır, kazana konup ayrı bir kapta piş erken başka bir kapta pişirilen kuru fasulye, tuz ve yağla birlikte kabağa ilave edilir. Kum fasulye yerine taze fasulye kullanılabilir. Çorbaya bulgur, arpa veya pirinç ilave edilebilir.

Sebze Yemakleri
Fasulye Tavalası:
Malzemeler: Bir kilo taze fasulye, iki baş soğan veya soğan yerine yeteri kadar pırasa yaprağı, beş diş sarımsak, iki kaşık tereyağı veya zeytinyağı.
Yapılışı: Bir kilo taneli fasulye kırılarak kazana konur, yeterince pişirildikten sonra bir süzgeçte süzülür. İnce doğranmış soğan veya soğan yerine pırasa yaprağı yağda kavrulur. Süzgeçte süzdüğümüz fasulyeler önceden hazırladığımız sarımsak, soğan kavruntusuna ilave edilir; tuzu konulup 10-15 dakika tavada veya kazanda kavrulur, sıcak yenir.

Turşu Kavurma:
Malzemeler: Bir kilo fasulye turşusu, üç baş soğan veya buna denk pırasa yaprağı, beş diş sarmısak, iki kaşık tereyağı veya buna denk zeytinyağ.
Yapılışı: Fasulye turşusu bir gün önceden suya konur, tuzu çıkartılır. Hiç su kalmayacak şekilde elle sıkılır. Soğanlar, ay şeklinde bir tavaya doğranırlar ve zeytinyağı ile pembeleşinceye kadar kavrulurlar. Daha sonra hazırlanan turşu, tavaya ilave edilir, ezilmiş sarımsak ve az bir miktar biber konarak 10-15 dakika kavrulur. Sıcak veya soğuk olarak yenebilir. Eskiden ilk yemek olarak ve mısır ekmeği ile birlikte yeniyordu. Bir lokma ekmek tavaya uzanıyor ve parmaklar yardımıyla bir tutam turşu alınıp ağza getiriliyordu. Günümüzde ise turşu kavurma, salata gibi sofraya konulmakta ve iştah açıcı olarak alınmaktadır.

Tomart Kavurması:
Tomari sulak yerlerde, ırmak kenarlarında kendiliğinden yetişen otsu bir bitkidir. Yapraklan pazı yaprağı genişliğinde ve pazıdan biraz daha serttir. Tomari kavurması Pazı kavurması gibi yapılmaktadır. Pazı ve tomari karışımı olarak da yapilabilir.

Karalahana Dolması:
Malzemeler: Dört bağ lahana, iki baş soğan, bir su bardağı korkoto, iki kaşık tereyağı veya iç yağı.Yapılışı: Eritilmiş yağda soğanlar kavrulur. Doğranmış haşlanmış ve süzülmüş lahanalar buna ilave edilir. Suyu, tuzu, ve acı biberi konulduktan sonra 20-30 dakika kadar pazı dolması kıvamında pişirilir. Suyu tuzu konulurken daha önceden ıslatılmış korkoto da ilave edilir. Korkoto yerine bulgur ve pirinç de konabilir.

Lahana Haşlaması:
Malzemeler: Altı bağ lahana, bir domates büyüklüğünde içyağı, bir kase fasulye, iki kaşık mısır unu, iki kaşık tereyağı, bir kiloya yakın kemik, bir miktar acı biber (Lav Biberi)
Yapılışı: Lahanalar önce yıkanıp temizlenir. Daha sonra elle bükülerek doğranır, fasulye ile beraber veya ayrı ayrı haşlanır ve süzülür. Lahana kaynatılıp süzülmezse tadı acı olur. Kazana su koyarak bütün malzeme buna ilave edilir. Tuzu biberi konur, yarım saat pişirilir.

Hamsili Pilav:
Hamsili pilavın ilk şekli "Hamsili Rasti" yemeğidir. Korkoto, az miktarda pazı veya pırasa yaprağı, kılçığı alınmış tuzlanmış hamsi ile birlikte karıştırılır, yağı konarak kazanda pilav gibi ve pilav kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Hazırlanan malzeme tepsiye konarak pleki veya fırında pişirilebilir.
Hamsili Pilavın Malzemesi: Bir kilo veya bir tas hamsi. (Taze veya tuzlu hamsi olabilir), dört bardak pirinç, Uç baş soğan, bir avuç nane, Bir buçuk bardak zeytinyağı veya tereyağı.
Yapılışı: Hamsi tuzlu ise suya konur ve tuzu alınır. Taze veya tuzlu olsun önce hamsilerin kılçığı çıkarılır. Pirinç yıkanıp temizlenir, hamsi hariç, diğer hazırlanmış malzeme ile karıştırılır, iki bardak pirinç üç bardak su hesabıyla suyu konur. Tepsiye bir sıra hamsi dizildikten sonra üzerine hazırlanmış malzeme konur ve en üstünede bir sıra daha hamsi dizilir. Tepsi plekide veya fırında pişirilir. Sıcak veya soğuk olark salatalık veya ayranla yenir.Bu gün hamsi pilavı baharat, maydonoz , kuş üzümü ile zenginleştirilmektedir. Hamsili pilava, kuş başı doğranmış patetes de konabilir. Genellikle hamsili pilav yapılınca başka yemek yapmaya gerek görülmez.

Plekide:
Yapılışı: Taze hamsi başları kesilerek temizlenir ve tuzlanır. Bir oluklu kiremit alınarak üzerine kumar yaprağı veya lahana yaprağı serilir. Temizlenmiş hamsi yaprağın üzerine dizilir, üzeri aynı tür yaprakla örtülür ve en üstte bir oluklu kiremit daha konarak ocağa veya ateşe sürülür ve üzerine közler çekilerek pişirilir. Kiremit yerine pleki de kullanılabilir. Kiremite dizilen hamsiler plekiye dizilir, üzeri sacla örtülerek üzerine ateş yakılır ve pişirilir.

Hoşmer:
Malzemeleri: Bir litre kaymaklı süt, bir kase köy peyniri, üç tahta kaşığı mısır unu, yeterince tuz.Yapılışı: Kaymaklı taze süt süzgeçle süzülerek bir tavaya boşaltılır. Tava ateşe konarak kaynatılmaya bırakılır. Elenmiş mısır unu, kaynayan süte yavaş yavaş ve karıştırılarak ilave edilir. Normal kıvama gelince ince doğranmış köy peyniri ve tuz konur. Peynirin hoşmer içine erimesiyle birlikte sıcak servis yapılır.Hemşin yöresinde kaymağı alınmış süt içeresine mısır unu karıştırılarak yapılan tava işine "Kotniyar" denmektedir. Kotniyara peynir konmaz.Hoşmer, muhlama gibi yenir ve yerken yağ tavada göllenir.

Haşıl:
Malzemeler: Sıcak mısır ekmeği, tereyağı ve mıncı.Hazırlanışı: Sıcak mısır ekmeğinin içi yayvan bir kap içersine boşaltılır.İçersine bol miktarda tereyağı ve tuzlu minci (Lor) katılarak karıştırılır. Mısır ekmeğinin sıcağında yağ, ekmeğe ve minciye sirayet eder. Soğutulmadan yenir.Sıcak ekmek bulunmadığı zamanlarda soğuk ekmek bir tavanm içine ufaltilıp yağı ve mincisi konur. Sonra hafif ateşte ısıtılarak yağın ekmeğe nufuz etmesi sağlanır. Böylece leziz ve besleyici bir yiyecek elde edilmiş olur.

Laz Böreği:
Malzemeler: Beş yumurta, yedi su bardağı süt, beş kaşık tereyağı, bir buçuk su bardağı şeker, bir buçuk kahve fincanı nişasta, bir buçuk kahve fincanı pirinç unu, alabildiği kadar buğday unu, tuz.
Yapılışı: Bir kase su, iki kaşık tereyağı, bir yumurta sarısı, az tuz, bir iki damla zeytinyağı ve alabildiğince un katılarak yoğrulur ve ondört parçaya bölünür. Bu ondört parça ile laz böreğinin on dört yufkası açılır.Yapraklar arasına konacak muhallebinin yapılışı: Süt ve şeker kaynatıldıktan sonra az tuz konur, ayrı bir kapta pirinç unu veya nişasta, dört yumurta sarısı, bir bardak soğuk su ile iyice çırpılır, kaynayan süte karıştırılarak ilave edilir. Piştikten sonra bir tutam karabiber serpilir.Yedi hamur tek tek açılır ve her bir yaprağına tereyağı sürülerek tepsiye dizilir, üzerine önceden hazırlanmış olan muhallebi soğuk olarak dökülür. Geriye kalan yedi hamurda tek tek açılarak ve tereyağı sürülerek muhallebinin üzerine dizilir. Arzu edilen şekilde kesilir, üzerine tereyağı gezdirilerek fırına verilir.Bir buçuk bardak şeker, bir bardak su ile hazırlanan ilik şurup, fırından çıkan böreğin üzerine dökülür. Fındık veya cevizle süslendikten sonra ılık olarak servis yapılır.
KAYSERİ MUTFAĞI
Kayseri'nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü, yurtdışına taşınmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında “mantı”nın ise özel bir yeri vardır. Günlük softaların dışında, ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır. Geleneksel yaşam tarzının sürdü rüldüğü dönemlerde, beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıdır Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesiz ki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğramıştır. Ancak Kayseri'nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tad ve lezzetlerle softaları süslemektedir.
Pastırma sofralarda aranan ve sevilen, lezzetli bir gıda maddesidir. Pastırma yapımında büyükbaş hayvanlar yeğlenir. Kesimden sonra etler tuzlanır. Tuzlamadan çıkarılan eder bol suda yıkanır ve çengellere asılır. Birbirine değmeyecek şekilde 10-15 gün kurumaya bırakılır. Etler alımsı bir renk aldığında indirilerek bir gün cenderede bekletilir. Ertesi gün çemene yatırılır. Çemenlenen pastırma 4-5 gün içinde konur ve piyasaya sevk edilir. Pastırma imalinde, bir sığırın kesilmesinden sonra, parçalaraayrılan etlerin cins ve yerlerine göre, “arka sırt, dilme, eğrice, kuşgömü, şekerpare” gibi çeşidi isimleri verilir. Kayseri'de pastırma ve sucuğun pazara yönelik olarak yapılmasının yanında, özellikle sucuk evlerde de yapılır. Pastırmayı ilk yapanların Orta Asya'da Hun Türkle ri olduğu bilinmektedir. Nitekim, Waber Baldaınw isimli Romalı yazar kitabında, Antalyalı Ami anus'un 273-275 yıllarında yazmış olduğu eserinde, Hun Türklerinin bu husustaki adetlerinden şu şekilde bahsettiğini bilinmektedir: “Hunlar yemek tanımazlar, yaban etleri ile atın sırtında, baldırları arasında ezdikleri yan pişmiş eti yerler.” Halbuki Macar müzelerinde bulunan Hunlara ait iki cepli at at eyerleri, kurumuş etlerin bu çantalara sokulduğumu ve atın baldırına, vücuduna değmediğini göstermektedir. Orta Asya'dan batıya akın eden Türk Hun süvarilerinin eyerlerinin çantalara dolduran kuru et konservesi, Anadolu'ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinde pastırmacılığın bulunması ve yüzyıllardır zamanımıza kadar yaşayıp gelmesi, bir gün Orta Asya bozkırlarda yaşayan Türkleri sonbaharda kışa hazırlık olarak tuzlu, kuru ve dumanlı et konserveleri yapmaları, bu yiyeceğin Orta Asya'dan geldiğini göstermektedir. Hayvanların en iyi şekilde ıslah etmiş ve pek çok yeni ırk meydana getirmiş Türkler, hiç şüphesiz ki bunları etlerinden de en iyi şekilde yararlanmasını bile: insanlardır (Özdemir, 1994). Kayseri'de pastırmacılık bit şekilde Orta Asya'dan gelen Türklerle başlamış ve zamanla gelişmiştir. Ünlü Gezgin Evliya Çelebi 17. Yüzyılda Kayseri'den şu şekilde sözetmektedir: “Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur” (Evliya Çelebi, 1970). Evliya Çelebi'nin Seyahat namesi ‘ndeki bu bilgilerden de anlaşıldığı kadarıyla, Kayseri'de 17. yüzyılda pastırma imalatı vardı.
Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli besinlerden oluşur. Mantı Kayseri'nin en gözde yemeğidir. Araştırmalara göre 36 çeşit mantı pişirilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olan etli mantıdır. önce mı ve su katılarak yoğrulur. Bu yoğurma işi epeyce devam ettikten sonra hamur sertleşme kıvamına gelince hamur tahtası üzerinde bezelere ayrıldıktan sonra oklava ile açılır. Sonra açılan yuf ha küçük kareler halinde kesilir ve içerisine baharatlı et konarak büldilür. “Mantı doldurma” denilen bu işi, kadınlar dayanışma halinde, birkaç kişi birlikte yaparlar. Daha sonra mantılar kaynamış suya atılır ve bir müddet pişirilir. Mantılar dişe yapışmayacak şekle gelince ateşten indirilir. Kevgirden süzülür ve bir kaba boşaltılır. Ayrıca tava içinde yağ ile salça ve bir miktar suyun ilavesiyle meydana gelen karışım mantının üzerine dökülür. Sarımsaklı yoğurt ve sumak ilave edilerek yemeye hazırlanmış olur.
Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında “Aşmakarna” tabir edilen yiyecek türü, kesme çorba, erişte ve makarnadan oluşur. Leğenlerde yoğrulan hamur katı kıvama girdikten sonra, yufka haline getirilip çok ince doğranır. Bu hamura yerine göre yumurta da konur. Aşmakarna denilen yiyecekten çorba; azami bir santim uzunluğunda ve bir milimetre kalınlığında olur. Eriştenin boyu ise aynı kalınlıkta olup, beş santimetreye kadar çıkar. Makarna ise bir san timetrekareye yakın bir boyutta kareler halinde kesilir. Kesilen ürünler daha sonra rutubeti gidecek şekilde kurutulur. Aşmakarna kesimi kışa hazırlık olarak yaz sonu veya sonbaharda yapılır. Bu da yine kadmlar arasında dayanışma ile yapılan bir iştir. Yağ, salça ve kıyma konulup pişirilirken, baharatla, özellikle naneyle zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir. Makarna da mantıya benzer yöntemle pişirilir. Kaynayan suya atılarak haşlanan eriştenin ise, piştikten sonra suyu süzülür , üzerine tereyağı ve salça karışıma dökülerek yenmeye hazır hale getirilir. Unlu yiyeceklerden bir diğeri, su böreğidir. Hamur, yufka şeklinde açıldıktan sonra kaynar suda haşlanır. Kaabı, fırınağzı, karın-mumbartlar arasına yağ serpilir, iki kata maydanozlu kıyma konulur. Daha sonra fırında kızartı1w. Kuru börek, tandır böreği, katmer yine ünlü yiyeceklerdendir. Arabaşı, hem yapılması, hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir. Bir ölçek una on ölçek su konularak iyice kaynatılır. Belli bir kıvama geldikten sonra sinilere dökülerek soğumaya bırakılır. Pıhtılaşan hamur, ayrıca pişirilen tavuk etli çorbayla içilir. Bu daha çok çerez türü bir yemektir. Yalnız kış aylarında yenir. Tavuk etli çorbası oldukça fazla biberlidir, limon sıkılır ve genellikle oturmalarda gecenin geç saatlerinde yenilir. Bu yemeğin en önemli adabı, kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorba tasma batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır. Hamuru düşürenlere, aynı yemeğin yaptırılması cezası uygulanır. Güveç Kayseri'nin en gözde yemekleri arasındadır. Toprak güveçlerde, özellikle yaz aylarında sebzeden yapılan bir yemektir. Ana malzemesini, patlıcan, domates, biber, sarımsak ve et oluşturur. Buna patates ilave edildiği de olur. Bunlar katlar halinde döşendikten sonra fırına verilir. Pehli, sulu köfte, pirinçli köfte, saç keb, yağbari, pöç, kovalama, üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir. Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir. Oklava baklavası, açma baklava, kamış baklava, güllü baklava, fincan ağzı, nevzine, un helvası, telteli (pişmaniye), dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır. Bunların dışında Kayseri'nin kendine özgü çok çeşitli yemekleri vardır.
AFYON MUTFAĞI
Ege Bölgesi’nden İç Anadolu’ya geçiş noktasında bulunan Afyonkarahisar, yerli halkının çeşitliliği nedeniyle oldukça geniş ve zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Türkmenler, Çerkezler, Azerilerden oluşan halkı, Afyon’da yöresel bir mutfak kültürünün oluşmasına neden olmuştur. Bir bakıma Ege mutfağından farklılaşan Afyon mutfağı, İç Anadolu’nun da yoğun etkisi altındadır.
Et yemekleri, hamur işleri ve sebze yemekleri Afyon mutfağının temelini oluşturur. Afyon mutfağında, et yemekleri uzun sürede, kendi yağında pişirilir. Bulgur ve nohut en çok kullanılan yiyecekler olup, yemeklerde yağ olarak “don yağı” kullanılır. Hamur işleri, Afyon mutfağının vazgeçilmezleri arasındadır ve haşhaş ile zenginleştirilir. Sebzeler arasında patlıcan gene önemli bir yere sahiptir ve 20’den fazla çeşitte yemeği yapılır.
Afyon’un meşhur kaymağı, tatlılarda veya sade olarak tüketilebilir. Sucuk, lokum, Kaymaklı Lokma ve Kaymaklı Şeker de Afyon mutfağında ve ekonomisinde önemli yer tutarlar.
Kaymaklı ŞekerKaymaklı Şeker ilk olarak 1900-1905 tarihlerinde şekerci Salih Usta tarafından yapılmış. 2. Uluslar arası İzmir Fuarı’nda madalya kazanarak, Afyon’u temsil eden bir ürüne dönüşmüştür.
Afyon mutfağı çeşit açısından zengin ve dengeli bir mönüye sahiptir ancak kızartmalar ve geleneksel günler ve törenlerde yenen “Sıra Yemekleri” kişiye ağır gelebilir. Sıra Yemeği geleneğini açıklamadan önce Afyon mutfağından örnekler vermek gerekirse:
Bütüm Et, Ramazan Kebabı, Paçık, Duvaklı...vb. et yemekleriPatlıcan Böreği; Patlıcan, Pırasa, Kabak, Maydonoz Musakka, Ekşili Bamya, İlibada Dolması...vb. sebze yemekleriSakala Çarpan, Göce Tarhanası...vb. çorbalarAğzı Açık, Arabaşı, Bükme, Haşgeşli Börek, Katmer...vb hamur işlerinden örneklerPilavlar arasında; Özbek Pilavı, Haşhaşlı Bulgur...Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Fırma Baklavası, Kaymaklı Şeker...vb. tatlılar arasındadır.
Sıra YemeğiYaklaşık 10-15 çeşitten 40 çeşide kadar yemeğin ikram edildiği; meydanlarda gerçekleştirilen yemekli toplantılar “Sıra Yemeği” olarak adlandırılır. Bu yemekler toplantının özelliğine göre yemeği veren ev sahibi veya komşular tarafından hazırlanır. Örneğin, doğum, ölüm davetlerinde komşular ve akrabaların hazırladığı sıra yemekleri, sünnet düğünlerinde aşçılar tarafından yapılır. Bunlardan başka; Hacı Daveti, nişandan sonra yapılan Zinardı, Oğlan Kınası, Güveyi Koyma, El Öpme ve Çeyiz İndirme Daveti ile sosyal bir kaynaşma imkanı sunan toplantılardan olan Gezekler’de sıra yemeği verilir.Sıra yemeklerinde, yemeklerin sofraya getiriliş sırası önemli olup, sindirimi kolaylaştırmak amacıyla yemeğin sonunda Bamya Çorbası verilir.
Tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu Afyon, Afyon Köy Peyniri’yle de bilinir.
Afyon deyince sucuk…
Ülkemizde sucuk denilince akla “Afyonkarahisar Sucuğu” gelmektedir. Sucukçuluk, Afyonkarahisar’da uzun yıllardan beri yapılmaktadır. Sucuk imalinde kaliteli et kullanıldığından çok tercih edilen lezzetli sucuklar Afyonkarahisar’da üretilmektedir.
Değişik Afyonkarahisar Patentli sucuk markalari kaliteleri ile kendilerini ispatlamışlardır...
BOLU MUTFAĞI
Bolu ili yemek yapmaya meslek edinmiş kişiler ile ünlüdür. Mengen'den yetişen aşçıların tarihi, padişah mutfağına kadar dayanmaktadır. Atatürk'ün aşçısı da Mengenlidir. Mengenli ustalar günümüzde Türkiye’de olduğu kadar diğer ülkelerde de tanınmaktadır. Her yıl yapılan Mengen Aşçılar Festivali kültür ve turizme katkısı açısından büyük önem taşımaktadır.
Bolu’da genellikle mutfak, yemek ve oturmak amacıyla kullanılmaktadır. Evlerin yapımında mutfağın geniş olmasına ayrıca özen gösterilmektedir. Köylerde hemen hemen her evin bahçesinde toprak veya tuğladan yapılmış fırın bulunmaktadır. Odun ateşinde fırında pişen hamurun veya yemeğin lezzeti oldukça farklıdır. Bolu’da düğünler “ekmek atımı” denilen gözleme dağıtımıyla başlamaktadır. Okuyucu düğün için gezerken her eve gözleme bırakır. Bu gelenek kız istemeye giderken de uygulanmaktadır. Ancak zamanla bu kaybolmaya yüz tutmuş gelenekler arasına girmiştir. Düğün yemekleri komşuların bir araya gelmesi suretiyle yapılır. Yayla Çorbası, yaprak dolması, et yemeği, hoşaf, börek, baklava düğün yemekleri arasında yer alır. Ayrıca kedi batmazı, paşa pilavı, cevizli çörek, yoğurtlu bakla çorbası, kabaklı gözleme, katık keş yöreye özgün yiyeceklerdir. Mudurnu'nun saray helvası yurt çapında ün yapmış bir kuru tatlı çeşididir.
Bolu Mutfağına Özgü Yemekler :Üzümlü Kabak Hoşafı: Tatlı kabak soyulur, kare kare doğranır. Kuru üzüm bir başka kapta yıkanıp pişirilir. Kabaklar kaynar suya atılır, üstüne şeker ekilir. Kaynayınca kapatılır.
Müşür Hoşafı: İlk baharda bahçelerde yetişen gavur mancarı denilen bir otla pişirilir. Her derde devadır.
Coş: Pancarlar temizlenir kabukları ile iyice pişirilir. 3-4 saat kaynadıktan sonra kabukları soyulur, çok küçük parçalara ayrılır, ekşi olsun diye içine pestil veya erik kurusu (buruş) katılarak su ilave edilir. 1-2 saat pişirilir. Soğuyunca kış günlerinde özellikle makarna, pilavla servis yapılır.
Katık – Keş: Kaynamış yağlı sütten yoğurt çalınır. Yoğurt bir bez torbaya konulup ağaca asılır bir süre süzdürülür. Daha sonra tuzla yoğrularak özleştirilir. Biraz çörek otu koyulur, yuvarlak şekil verilerek yaylada gölgede kurutulur.
Su Böreği: Unun içine 3-4 yumurta kırılır, tuz ve su ile yoğrulur. Ufak ufak pazıları kalınca yazılır. Kare kare kesip kaynamış tuzlu suyun içine atılır. Hemen sonra soğuk suya batırılır. Tepsiye döşeyip arasına yağ sürülür, yarıya geldiğinde katık - keş maydonozla yapılan iç dökülür. Ocakta pişirilir.
Gırma Börek: Yufkanın içine kaymak, patates, soğan, nane, maydanoz konulup yuvarlanır üzeri yağlanıp pişirilir.
Kabaklı Gözleme: Kat kat açılan gözlemelerin arasına kabak ve şeker kavrulup sürülür ve üstüne döşenir, üzeri yağlanıp kalbura bastırılır. Şekil verdikten sonra pişirilir, kaymakla yenir.
Küllü Çörek (Kömme): Un, tuz, karbonat yoğrulur. Ekmek gibi yapılıp külün içine gömülür. Kabarınca piştiği anlaşılır. Özelliği ocakta az ateşli külde pişirilmesidir.
Sakız Bakla Çorbası: Bir tencerede kaynayan suyun içine ufak bir soğan çırpılır. Baklalar kırılıp yıkandıktan sonra tencereye atılır, pişirilir. İçine un, yoğurt, bir yumurta, tuz karıştırılır. İyice piştikten sonra yağ kızdırılıp dökülür.
Ovmaç Çorbası: Yağ, soğan, kıyma, salça kavrulur üzerine su koyulur kaynatılır. İçine diğer tarafta hazırlanan yumurta ve un karışımı avuç içinde parçalanıp tencereye atılır. Pişmesine yakın maydanoz koyulur.
Yayla Çorbası: Bir tencerede tuzlu su kaynatılır. Ayıklanmış pirinç suyun içine atılır. Başka bir tencerede pişirilmiş nohut ilave edilir. Ayrıca tabakta bir bardak un, iki kaşık yoğurt, bir yumurta karıştırılıp çorbanın içine katılır. Piştikten sonra tereyağı kızartılıp üzerine dökülür.
Kaşık Sapı: Un, tuz, su, bir yumurta hamur yapılır. Büyükçe bir yufka açılır. Küçük kareler şeklinde kesilir ve iki ucu birbirine yapıştırılır. Kaynamış suyun içine bir tencereye pişirildikten sonra süzülür. Tepsiye alınır. Üzerine keş ceviz tereyağı kızdırılıp dökülür.
Palize: Nişasta suyun içine karıştırılır. Şeker ile birlikte kısa bir süre pişirilir. Muhallebiden farkı sütsüz olmasıdır.
Mantar Yemeği: Yöremizde tespit edilen mantar türleri oldukça fazladır. Mantarlar soğan, maydanoz ve tereyağ'la pişirilir. Yöremizde en çok görülen çeşitler Akkulak, Karakulak, Et kulağı, Malgadun, Cincile, Gövenek, Sütliyen, Gelincik, Kedi tırnağı, Obalan, Kanlıca, Söbelen, Saçaklı dır.
Paşa Pilavı: Haşlanmış patatesin kabukları soyulup doğranır. İçine bir iki tane haşlanmış yumurta, soğan, maydanoz, baharat, yağ, limon koyulup karıştırılır.
Mengen Pilavı: Haşlanmış pirinçler tuzlu suda bekletildikten sonra tencerede yağ, soğan ve et kızdırılır. Biraz su ile pişirildikten sonra pirinç, şeker, tuz, biber ilave edilir. Piştikten sonra üzerine tekrar yağ gezdirilip, kekik , dereotu ve ceviz ile tatlandırılır.
Kedi Batmaz: Yemek niyetine yenilen tatlılardandır. Tencerede tuzlu su kaynatılır. İçine küçük hamur parçaları atılıp pişirilir, suyu süzülünce üzerine tereyağı eritilir, ceviz ve pekmez dökülerek yenilir.
Saray Helvası (Depme Helva): Un yağda kavrularak miyale haline getirilir. Şeker suda kaynatılır. Daha sonra elde çekiştirilerek liflenmesi sağlanır. Biraz dinlendikten sonra tepsiye tepilir. Un ve şeker iyice karıştırılarak yedirilmelidir. Tepsiye tepilen tatlı baklava gibi kesilerek servis yapılır. Kış gecelerinde insanların birikme dedikleri sohbet toplantılarında yapılan bir tatlıdır.
Fındık Şekeri: Dağ fındığı çevirme ile kaplanır. Çevirme şekerin eritildikten sonra mermerin üzerine dökülüp karıştırılarak beyazlanması şeklinde elde edilir. Kazanda bu malzemenin içine atılan fındıklar çevrile çevrile beyaz renkli fındık şekeri haline getirilir.
TOKAT MUTFAĞI
Tokat'ın verimli toprakları Tokat mutfağının zenginliğini oluşturur. Orta Anadolu'ya özgü unlu besinlerin yanı sıra, yöre mutfağında sebze ve meyva da önemli yer tutar. Tokat mutfağında asma yaprağı yaygın ve değişik biçimlerde kullanılır. Yaprak sarması, cevizli bat, bakla dolması bunların başlıcalarıdır. Kazova üzümü, zile pekmezi ya da cevizli şeker sucuğu Tokat yöresi ile özdeşleşmiş tatlardır.
Geleneksel Tokat evlerinin en büyük özelliği, büyük odalarından birinin mutfak olmasıdır. Mutfağa halk ağızı ile “İşevi” veya “akşana” denir. Taban döşemesi bal peteğini andıran kiremit tuğla ile kaplıdır. Odanın bir köşesinde yemek yapmaya ve çamaşır kazanını kaynatmaya yarayan yer ocağı bulunurken; diğer tarafta kurutulmuş yiyecek, konserve, salça, peynir, yaprak saklanan kiler bulunur. Ayrıca kuru baklagil ve tahılın saklandığı bölmeli ambar vardır. Bağ evlerinde kebap fırını, üzüm suyu0nun çıkarıldığı şirehane, geleneksel Tokat mutfağının en belirgin özelliğidir.
Bugün bile Tokat’ta yemekler çoğunlukla yer sofrasında yenilir. Mutfak kalabalık ailelerde oturma odasıdır. Tokat’ın çok zengin mutfağı vardır.
Tokat Kebabı
Taze kuzu eti, kuyruk yağı, patlıcan, domates, yeşil biber, patates, soğan, sarımsak ve özel pişirilmiş kebap pidesi kullanılarak yapılan ilimize has enfes bir yemektir. Özel kebap ocaklarında yapılır. Küçük parçalar halinde kesilen etler baharat, biber ve soğanla terbiye edildikten sonra hafif yağlanmış şişlere takılmak üzere bekletilir. Şişlerin en başına et ve sebzelerin düşmemesi için patlıcanın sap kısmı takılır. Şiş üzerine bir et bir sebze ve sebze aralarına bir parça kuyruk yağı ve bir iki diş sarımsak dizilir. Patlıcanların kabuğu alınmaz yarıdan kesilmiş ve uzun selvi doğranmış patlıcanlar önceden hafifçe tuzlanmalıdır. Birkaç şişe de etler müstakil olarak takılır.
Kebap ocağının ortasında bulunan yatay demire şişler asılır. Fırının iki tarafında bulunan yatay bölümde yanan odunların ateşi ile pişmeye bırakılır. Fırının alt kısmında bulunan şaç tepsiye damlayan yağlar toplanır. Özel pişirilmiş pideler bir tepsiye yayılır. Pişen etler ve sebzeler bunun üzerine sıyrılır. Tepsinin ortasına pişen domatesler konulur. Üzerine toplanan yağlardan gezdirilerek servise alınır.
Keşkek
Bütün yarma, nohut, kemikli et, yağ, tuz, kara biber. İlikli kemikli et akşamdan çemenlenir ve bekletilir. Keşkeğin pişeceği tencereye etler alınır, üzerine tuz ilave edilir ve pişmeye bırakılır. Suyu azalınca et pişmemişse tekrar su konulur ve pişmeye devam edilir. Et piştiğinde suyu yeterli ise tekrar su verilmez. Ayıklanmış ve yıkanmış yarma ve nohut katılır. Tuz ilave edilir. Baharatları atılır. Ağır ateşte pişmeye bırakılır. Yarmaları ve nohudu istenilen derecede pişmemişse tekrar su verilir. Yarı pişmiş durumda iken yağı eklenir ve pişmesi tamamlanır.
NOT: Taze etle olabileceği gibi kurutulmuş etle de pişebilir. Sıcak sıcak sofraya alınır. Tahta kaşıkla piştiği tencereden yenilmesi tercihlidir. Tabaklara dağıtım yapılmaz. Kış sabah kahvaltısında ve öğle vaktinde tercih edilir. Yanında ayran,kuşburnu ezmesi ve turşu tercih edilir.
Bat
Yeşil mercimek, yeşil soğan, yeşil biber, maydanoz, kuru soğan, domates salçası, dere otu, reyhan, domates, kıyılmış ceviz, ince bulgur, tuz, kimyon ve kara biber malzemelerinden yapılır.
Yeşil mercimek önce haşlanır, suyu süzülmeden soğumaya bırakılır, yukarıdaki malzemeler doğranarak soğumuş olan mercimeğe katılır. Biraz su ilave edilir. Hafif ve besin değeri yüksek bir soğuk yemek olarak servise sunulur.
ADANA MUTFAĞI
Birçok Adanalı'ya göre kebap sokakta tabladan yenirse ancak tadına varılır. Herkesin tuttuğu bir tablacı vardır ve hangisinin gündüz ya da gece nerede olduğu bilinir. Adana Kebabı'nın en büyük özelliği erkek koyun etinden olması, etinin sinirsiz hale getirilmesi ve zırhla elde kıyılması. Etin kalitesi, piştiğinde kül rengini almasından anlaşılıyor. Baharatlı ve acılı yemekler seviliyor. Kekik, biber salçası, pul biber, kimyon ve karabiberin çok kullanıldığı bir yöre burası. Tencere yemeklerinde, lezzet vermesi için, kuyruk yağı kullanılıyor. Sırdan, sokak köşelerinde tencerelerde pişirilir. Koyunun kalın bağırsağının bir kısmı biber salçalı pirinçle doldurularak yapılır. Mumbar da bir tür ince bağırsak. Pirinç ve kıymayla doldurulur. Sırdan ya da mumbar, limon ile ve defne yapraklarıyla ovularak yıkanır ve temizlenir. Böylece bembeyaz olur. Şalgam, kebapların yanında sofradan eksik olmayan bir yöre içeceği. Pancar ve siyah havuçtan yapılır. Sokakta satın alanlar, içine havuç istediklerinde, "tanesi bol olsun" derler.
Halka tatlısı çok sevilir. İnce yufkadan yapılan Karakuş tatlısı da, kıtır kıtırdır. Adana kebabı yanında, vardavit denen bir tür meze yenir. Tahin ve haşlanmış kuru fasulyeyle yapılır. Analı Kızlı, içli köftenin biraz daha küçüğüdür, içi kıymayla yoğrulmuştur, yanında da bulgurdan yapılmış minik lopçuklar vardır, yani içli köfteler ana, bulgurlar kızlarıdır.
-BİTLİS'TE YEMEK KÜLTÜRÜ-
Işıkgör, ramazan ayında Bitlisli kadınların bir araya gelerek içli köfte, sarma gibi zahmetli yemekleri birlikte yaptığını söyledi.Bitlis mutfağının oldukça zengin olduğunu ifade eden Işıkgör, şu bilgileri verdi:''Bitlis yemekleri genellikle kırmızı et kullanılarak yapılır. Bitlis mutfağında otlar da ayrı bir önem taşır. Yemeklerde yarpuz, göbelek (mantar), çireş, nane, kari, mende, at turpu, sirmo, parpar, turşumak, kenger, yığınç gibi otlar kullanılır. Bitlis yemeklerinden bazıları Bitlis köftesi, gılorik, kari aşı, keledoş, kendir pilav, ciğer taplaması, mumbar, katıklı dolma, hes dolma, çorti aşı ve taplaması, şekalok, büryan, etli keşkek, kurud aşı, piçoş aşı, helim aşı, umanç aşı, avşor, gebol, gozbezdir.''
-ARTVİN'DE SİLOR VE ERİŞTE İMECE USULÜYLE YAPILIYOR-Doğu Karadeniz'de ramazan ayında yapılan yöresel yemekler, genellikle imece usulüyle hazırlanıyor.Doğu Karadeniz'de ramazan ayında sofralardaki yemek çeşitleri artıyor. Bu aya özgü olarak Artvin'de erişte ve silor, Gümüşhane, Rize ve Trabzon'da ise yufka açılıyor.Ramazan ayına 10-15 gün kala ev hanımları kapılarının önlerinde imece usulüyle silor ve erişte yapıyor. Her gün bir komşularının silor ve erişte ihtiyacını karşılayan kadınlar, önce un, tuz ve suyla hamur yapıyorlar. Hazırlanan hamuru, yumruk büyüklüğünde bölerek 30 dakika dinlendiren kadınlar, oklavayla hamuru inceltip yufka haline getiriyor.Açılan yufkalar tek tek rulo yapılıyor. Bu yufkalar eğer silor yapılacaksa bir lokma büyüklüğünde, erişte yapılacaksa da daha ince kesiliyor.Kesme işleminin ardından silorlar tepsi içerisine tek tek sırayla düzgün bir şekilde diziliyor. Erişte de yine tepsiye konularak fırında pişiriliyor. Bir süre sonra silorların üzerine bir miktar yoğurt ve tereyağı ilave edilerek tekrar fırına veriliyor. Beş dakika fırında bekletildikten sonra sıcak olarak servis yapılıyor.

-PEPECURA TATLISI-
Rize'de ise ramazan ayında sofralarda muhlama, kara lahana sarması, turşu tava ve kara üzümden yapılan pepecura tatlısı gibi yöresel yemekler yerini alıyor.Müşterilerine yöresel yemekler sunan bir lokantanın işletmecisi Ahmet Oflu, Rize'nin mutfak kültüründe lahana ve mısır yemeklerinin her zaman baş tacı olduğunu söyledi.Oflu, kara lahana sarması ve muhlamanın yapılışıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:''Kıyma, prinç, maydanoz, soğan gibi malzemelerle hazırlanan içi, suda haşlanmış kara lahanaya sararız. Sonra da pişirip servis ederiz. Muhlamayı ise bol tereyağında mısır ununu kavurarak yaparız, sonra su ekleriz. Ancak suyun miktarı çok önemlidir. En son da yöreye has bir peynir türü ekleriz. Muhlamanın en önemli özelliği ise piştikten sonra peynirinin uzamasıdır.''Oflu, yörenin en önemli tatlısı olan pepecuranın yöreye has olan ve ağustos, eylül aylarında olgunlaşan kokulu siyah üzümden yapıldığını belirterek ''Pepecura, kokulu siyah üzüm şırasının mısır unu, bazen de nişasta ile pişirilmesiyle yapılır. Siyah üzümden yapıldığı için kansızlığa iyi geldiği söylenir'' diye konuştu.Bayburt'ta ise ramazan ayına özgü olarak lor dolması, su böreği, süt tatlısı ve Bayburt tava yapılıyor.Doğu Karadeniz'de ramazan aylarında kadınlar hamur işi yemeklerde kendi aralarında görev dağılımı yapıyor.Sabah saatlerinde bir araya gelen kadınların bir bölümü hamuru yoğuruyor. Bir kısmı yoğrulan hamuru küçük parçalara ayırıyor. Bazı kadınlar da bu küçük hamur parçalarını yufka çubuğu denilen özel bir çubukla yufka haline getiriyor. Açılan yufkalar üst üste dizilerek bir köşede kurumaya bırakılıyor daha sonra iftar ve sahurda tüketiliyor.
-DOĞU ANADOLU-
Erzincan'da Ramazan ayı gelenekleri bölgede özellikle kırsal kesimde devam ediyor. Vatandaşlar, köy odalarında bir araya gelerek sohbet ediyorlar.Ramazanda sofralarda cılvıra, kesme un çorbası, yarma, gendime, kırdo çorba eksik olmuyor. Erzincan'a özgü babukko ve erişte pilavları, yaprak sarması, kabak sarması ve pezük dolması iftar ve sahur sofralarında yerlerini alıyor.
-ERZURUM'DA ORUÇ TUTAN ÇOCUKLARA HEDİYE-
Erzurum'da ilk defa oruç tutan çocuklara çeşitli hediyeler veriliyor.Nişanlı kızların evlerine ramazan ayında, iftarlık yemek ve hediye götürülüyor. İftar sofralarında ise bölgeye özgü ayran aşı çorbası ve kadayıf dolması mutlaka yer alıyor. Kıymalı yumurta da Erzurum'da en çok tercih edilen ramazan yemeklerinden.Ardahan Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Güzel, ramazan ayında, iftar sofralarında hamur işi ağırlıklı yemeklere yer verildiğini kaydetti. Güzel, ''Bunların başında bişi, kete ve hıngal geliyor. Çorbada ise erişte tercih edilir'' dedi.Iğdır'da, ramazan ayının 25, 26 ve 27. günlerinde camilerde toplanılarak Hazreti Ali için dua okunuyor ve ibadet ediliyor. Camide Hazreti Ali için dua okuyanlara, hayırseverler tarafından iftar ve sahur yemeği ikram ediliyor. Ramazan sofralarında, Iğdır'da özellikle bozbaş (nohutlu yahni), yaprak sarması, yoğurt çorbası ve etli pilav ile revani tatlısına mutlaka yer veriliyor.Kars'ta, ramazan ayında bazı köylerde halk arasında evlerde toplanılarak şiirler, maniler okunuyor. Ayrıca köyün yaşlıları, gençleri toplayarak eski hikayeler anlatıyor.
-ELAZIĞ-
Harput, Elazığ ve çevresinde özellikle ramazan ayında Harput köfte, sırın, peynirli ekmek tüketiliyor. Bir diğer adı 'İri köfte' olan Harput köftenin yapımı ise şöyle:Dilinmiş kuru soğan, maydanoz, toz biber, tuz, yağsız kıyma ve bulgur, biraz suyla bir leğende iyice yoğrulur. Fındıktan biraz büyük parçalara bölünen köfteler, ayrı bir tencerede kaynayan yağlı ve salçalı suya katılarak pişirilir.
-ŞANLIURFA'DA ŞILLIK VE ''KÜNCÜLÜ AKIT'' GİBİ TATLILAR, İFTAR VE SAHUR SOFRALARINI SÜSLÜYOR-
Şanlıurfa'da lahmacun, boranı ve çiğ köfte gibi yemeklerin yanı sıra ''şıllık'' ve ''küncülü akıt'' gibi tatlılar, iftar ve sahur sofralarını süslüyor.Zengin bir mutfak kültürünün yanı sıra misafirperverliğiyle tanınan yöre halkı, asırlardır damak zevkinin en güzel örneklerini ramazan ayında konuklarıyla paylaşıyor.Daha çok et ağırlıklı yemeklerin tercih edildiği kentte et, pancar, nohut, bulgur ve çeşitli sebzelerin yoğrulmasıyla hazırlanan ve üzerine ilave edilen sarımsaklı yoğurtla servis edilen ''Boranı'', özel günlerde konuklara ikram edilen en önemli yemeklerden birini oluşturuyor.Tarihi geçmişi Hz. İbrahim'e kadar dayandırılan çiğ köfte de bu ayda sofraların vazgeçilmez tatlarından biri. Köftelik bulgur, kara et, isot (pul biber), çeşitli baharatlar, sarımsak, soğan ve yeşilliklerin yoğrulmasıyla hazırlanan çiğ köfte, marul, salatalık ve semiz otu gibi sebzelerle tüketiliyor.Yemeklerin yanında ikram edilen ve sebzelerin ezilmesiyle hazırlanan ''Bostana'' salatası da iftar sofralarının en makbul yiyeceklerinden.İftarda yemeklerin ardından konuklara cevizli ''şıllık tatlısı'' veya ''küncülü akıt'' gibi tatlılar da ikram ediliyor.
-AFYONKARAHİSAR-
Ege, İç Anadolu, Marmara ve Akdeniz bölgelerinin geçiş noktasında bulunan Afyonkarahisar, oldukça zengin mutfak kültürüne sahip.Özellikle ramazan sofralarına ayrı bir özen gösteren Afyonkarahisarlılar, misafirlerine ''Zülbiye'', ''Afyon Kebabı'', ''Nohutlu Patlıcan Musakka'' ikram ediyor. Tatlı olarak ise kaymaklı ekmek kadayıfı sofralarda eksik olmuyor.Afyonkarahisar yemeklerinde daha çok ''don yağı'' ve ''haşhaş yağı'' tercih ediliyor.
-ZÜLBİYE YEMEĞİ-
Özellikle ramazanda sofralarda yerini alan Zülbiye yemeğinde dana eti, limon suyu, karabiber, maydanoz ve zeytinyağından oluşan bir sosun içerisinde 3 saate yakın bekletiliyor. Daha sonra tencerede pişirilen etler, toprak kaba alınıyor ve üzerine tek parça halinde küçük soğanlar serpiştiriliyor. Et ve soğanların üzerini kapatacak kadar da kemik suyu ilave ediliyor. Ardından toprak kabın üzeri bir kapak veya alüminyum folyo ile kapatılarak fırına verilir. Bir saat kadar fırında kalan Zülbiye yemeği, servis için hazır hale geliyor.
-NOHUTLU PATLICAN MUSAKKA-
Afyonkarahisar'da, 20'den fazla patlıcan yemeği yapılıyor. Yemeklerde, özellikle yörede yetişen ve mor patlıcan tercih ediliyor.Ramazan yemeklerinden biri olan nohutlu patlıcan yemeği ise şöyle hazırlanıyor:Mor patlıcanlar yuvarlak olarak doğranır. Doğranan patlıcanlar, içine haşhaş yağı da katılan bir yağ karışımında kızartılıyor.Kızaran patlıcanlar toprak kaplara alınıp, üzerine önceden haşlanmış nohut ve kavrulmuş kıyma ilave edilerek, fırına veriliyor.Fırının kokusunun yemeğe karışmaması için toprak kabın üzerinin kapatılması tavsiye ediliyor. 1 saat fırında kalan nohutlu patlıcan musakka, sıcak olarak servis ediliyor.
-AFYON KEBABI-
Afyonkarahisar'ın markalaşmış ''Afyon mermeri'', ''Afyon kaymağı'', ''Afyon sucuğu'', ''Afyon lokumu'' gibi ürünleri arasında yer alan ''Afyon kebabı'' da yörenin en çok tüketilen yemekleri arasında bulunuyor.Afyon kebabı, dana etinin en yumuşak kısımlarından yapılıyor. Kendi suyuyla haşlanan dana eti, küçük bir çukur tabağın içine konulduktan sonra pidelerle üzeri kapatılıyor. Bir süre bu şekilde ısıtılan et ve pide, geniş bir tabağa ters bırakılarak yanına pilav ve nohutlu patlıcan musakka konularak servise hazır hale getiriliyor.
-SAKARYA'DA ''GULUGURSA''-
Sakarya'daki köylerde ramazan da misafirlere ''gulugursa'' adlı tatlı ikram edilir.Gulugursa için önce ince bir yufka hazırlanıyor. İçine kırılmış ceviz serpiştirilen yufka, sağdan ve soldan toplanıp büzüştürülüyor. Tepsiye yerleştirilen yufka, küçük parçalar halinde kesiliyor ve üzerine tereyağı dökülerek fırında kurutuluyor. Gulugursa, bez torbalarda saklanıyor ve ihtiyaç duyulduğunda üzerine şerbet dökülerek ikram ediliyor.Sakarya'da 10-20 haneli olan köylerde imam bulunmadığı için ramazanda teravih namazı kıldırması için ''ramazanlık imam'' tutulur. Ramazanlık imamın ücreti, köylünün ürettiği mahsulden verilir. İmamın yemek ihtiyacı ve köy odasına gelen misafirlerine ikramı da köylüler tarafından sırayla karşılanır.
-SİVAS'IN TEL HELVASI, UNUTULMAYA YÜZ TUTAN GELENEKLER ARASINDA-
Sivas'ta eski ramazan günlerinde uzun emeklerle ortaya çıkarılan tel helva, şimdilerde tamamen unutulmaya yüz tutan gelenekler arasında yer alıyor.İnsanları birbirine yaklaştıran, toka açlığı, zengine yoksulluğu hatırlatan ramazan ayının gelenekleri, zaman ve yeniden biçimlenen yaşam alışkanlıkları doğrultusunda değişiyor. Bu değişim sürecinde Sivas'ta da ramazan ayına özgü gelenek ve göreneklerde de değişiklik gözleniyor.Sivaslı araştırmacı-yazar Fatma Pekşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ramazan akşamlarında eşin dostun eğlence amacıyla bir araya gelerek yaptığı tel helvanın, bugünlerde unutulmaya yüz tuttuğunu belirtti.Tel helvanın yapımına başlamadan önceden eşe-dosta haber verildiğini, işi bilen kişilerin komutlarıyla helvanın yapımına başlandığını ifade eden Pekşen, şöyle konuştu:''Tel helvanın, iki ölçü şekere, bir ölçü su katılıp ateş üzerinde karıştırılarak meyanesi hazırlanır. Rengi koyulaşan meyaneye limon sıkılır. Dibi yağlanmış bir leğene boşaltılan meyane, soğumaya bırakılır. Diğer yandan da tereyağında pembeleşinceye kadar un kavrularak hazır hale getirilir. İyice soğumuş olan meyane, bıçak yardımıyla tepsiden alınır. Akideleşmiş şeker, usta ve yardımcılar tarafından sıkıla sıkıla yumuşatılarak uzatılır. En az 10-15 kere yapılan bu işlemden sonra iki ucu simit gibi birleştirilerek yuvarlatılır. Kavrulmuş un ortaya getirilip, una batırılarak işe devam edilir.Odada bulunan usta helvacıların talimatıyla bir usta bir acemi olarak oturulan halkada çekile çekile büyültülen helva, leğene sığmaz hale gelince 8 şekli verilerek çevrilir. Yani yeniden küçültülür ve tekrar çevrilmeye başlanır. Kavrulmuş un, meyaneye yedirilir. Avuç içlerinin maharetli olması istenen helva çekme işinde, eğer incelmemiş helva parçaları olursa buna kaşık sapı denilir ve helva çekene o sert kısım yedirilir. Yine tel dökmeyip bulgur bulgur olması da arzulanan bir şey değildir.''
-HELVA, MANİLER SÖYLENEREK YENİR-
Pekşen, usta kişilerin denetiminde başlanıp, onların denetiminde bitirilen helva çekme işleminin, saç teli kıvamına gelince bitirildiğini, üzerindeki unların silkelenip soğumaya bırakıldığını söyledi.Helva ikram edilmeden önce hazırlanan sofralara üzüm-kayısı hoşafları, portakal dilimleri konulduğunu anlatan Pekşen, sofraya oturanların ise söyledikleri manilerle eğlenerek helvalarını yediklerini belirtti.Pekşen, tel helvanın eski günler kadar olmasa da bugün yine sevilerek yapılan bir tatlı ve eğlence olduğunu kaydetti.
-SELÇUKLU MUTFAĞI KÜLTÜRÜ-
Selçuklu mutfağı kültürünü yansıtan Konya yemekleri, genellikle hamur işlerine dayanıyor.Börek, yufka, erişte, baklava, saç arası gibi yemekleriyle ünlü Konya'da sahur ve iftar sofralarına büyük önem veriliyor.Konyalı kadınlar, sahur ve iftar sofrasına sunacakları yemeklerin hazırlığını ramazan ayına haftalar kala yapmaya başlıyor.Sahur vaktinde, yakın zamana kadar erişte ve yufkayla birlikte hoşaf tüketilirken şimdilerde bu tür sofraların yerini daha hafif olduğu gerekçesiyle kahvaltılar almaya başladı.
-İFTAR SOFRALARI ZENGİN OLUYOR-
Oruçlarını, özel iftar köftesi, hurma, zeytin, sucuk, pastırma, kaymak, bal, tereyağı, reçel, peynir ve tahin ile sıcak pide gibi yiyeceklerin bulunduğu ''iftariyelik'' denilen sofrayla açan Konyalılar, mideye fazla yüklenmeden yedikleri bu yemekten sonra namazlarını kılıyor.Bu arada iftariyelik sinisi kalkıyor ve namazdan sonra ana yemeğe geçiliyor. Yoğurt çorbası ile başlayan ramazan sofrası Konya'ya özgü et yemekleri ile devam ediyor.Bunlardan en çok bilinenini ''orta'' olarak adlandırılan fırında pişirilen patlıcan üzerine koyun kaburgası oluşturuyor. Et yemeğinin ardından sofraya ev yapımı baklava geliyor.
-''KARA HABER'' YAPRAK SARMASI-
Tatlının ardından, yemeğin sonuna gelindiğini haber verdiği için ''kara haber'' olarak adlandırılan yaprak sarması sofraya geliyor. Yemekler genelde sütlaçla son buluyor.Bu arada sofrada Konya'ya özgü güllaç, yumurtalı ve tahinli pideler ile salata eksik olmuyor. Oldukça zengin donatılan iftar sofraları, Konya'da su böreği ve sigara böreği ile saçarası tatlısı olmadan düşünülemiyor.
-İFTARLARDA DÜĞÜN YEMEĞİ VAR-
Ramazanda başka bir seçeneği ise düğün yemeği mönüsü oluşturuyor. Düğün yemeği olarak adlandırılan gelenekte, sırasıyla yoğurt çorbası, etli pilav, irmik helvası, bamya çorbası, son olarak yine etli pilav ile bir tür tatlı pirinç yemeği olan zerde geliyor.Ayrıca, iftar açmadan önce camide kılınan akşam namazından çıkışta, cemaate iftariyelik ikramı yapılması da Konya'da uzun yıllardır yaşayan gelenekler arasında yer alıyor. Bu ikram genelde cemaatten kişilerin çocukları tarafından
Balıkesir İli coğrafi şartları ve çeşitli etnik grupları coğrafyasında barındırması nedeniyle zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Her etnik grubun kendine has bir mutfak kültürü olduğu gibi zamanla etkileşimleri de olmuştur.
İlin coğrafyasında tarıma elverişli toprakların büyük bir kısmında tahıl ekimi yapılmaktadır.Geri kalan kısımlarda ise baklagiller ve sanayi bitkileri yetiştirilir.Körfez Bölgesi’nde zeytin üretiminin gelişmiş olması yemeklerde zeytinyağı kullanımının yaygın olmasını sağlamıştır.Balıkesir yöresinde iç kesimlerde yemeklerde zeytinyağının yanında çiçek yağı ve tereyağı da kullanılmaktadır.
Yöre mutfağı sebze ve ot yemekleri yönünden zengin olup yöre mutfağında ünlü birçok yemek vardır:Askalubrus,Mürdük Aşı,Sarmaşık,Börülce,Acı Filiz Kavurması...
Yörede hayvancılık gelişmiş olup hayvansal ürünler tüm sofralarda yerini almıştır.Hayvansal gıdalarda Manyas,Gönen ve Susurluk İlçeleri tanınmıştır. Bunun yanında Körfez Bölgesi’nde beslenme de deniz ürünleri önemli yer tutmaktadır.Deniz ürünleri taze yenildiği gibi tuzlanarak da uzun süre saklanıp tüketilmektedir.Ayrıca hamur işleri de yaygın olup tüketimi fazladır.Mantı ve börek yapımlarının yanında köylerde mayalı ekmek yapımı da hamur işleri arasına girmektedir.
Tirit :
Özel olarak pişirilen pideler küçük küçük kesilerek tabaklara konulur. Üzerine dökülen et suyu ile yumuşatılarak kabartılır. Daha sonra üzerine et eklenen yemek karabiber ve maydanoz ile süslenerek servis yapılır.
Börülce :
Sallama ya da sıyırma olarak da tabir edilen haşlama salatasıdır. Zeytinyağı ile koruk suyu dövülmüş sarımsakla karıştırılır. Haşlanmış börülcenin üzerine bu karışım ilave edilerek servis yapılır.
Sura :
Malzemeler :1 adet kuzu veya oğlak eti ön kolu,150 gr. kuzu ciğeri,yarım su bardağı zeytin yağı,2 su bardağı pirinç,1 çorba kaşığı çam fıstığı,1 adet kuru soğan,1 çorba kaşığı kuş üzümü,yarım çay kaşığı yeni bahar, yarım çay kaşığı karabiber,yarım çay kaşığı tarçın,2 ye4mek kaşığı tuz,1 yemek kaşığı domates salçası.
Yapılışı :Daha çok kurban bayramlarında yapılan ve özel günlerde tercih edilen bir yemektir. Kuzu ön kolu kaburga tarafından bıçakla açılır içine önceden hazırlanmış iç pilav doldurulur. Bu bölüm iğne iplikle dikilir. Bir kapta sulandırılan salça etin üzerine sürülür. Pişirme kabına su da eklenerek et pişirilir.
Saçaklı Mantı :
Malzemeler :4 su bardağı un,1 adet yumurta,2 yemek kaşığı margarin,1 adet tavuk,5 yemek kaşığı tereyağı.
Yapılışı :Yumurtalı hamur açılır. Açılan hamur yufka haline getirilir. Yapılan yufkalar ince ince kıyılır. Uzun saçaklar meydana getirilir. Tepsiye dizilerek fırında yağ ile kızarıncaya kadar pişirilir. Kızarınca üzerine tavuk suyu dökülür. Tavuk etleri lif lif ayrılarak üzerine dağıtılarak servis yapılır.
Peynirli Patlıcan :
Malzemeler :1 kilo patlıcan,Manyas peyniri,2-3 diş sarımsak,domates sosu.
Yapılışı :Patlıcanlar alacalı olarak soyulur ve 5-10 dakika tuzlu suda bekletilir ve enli olarak kesilir.Enli kesilen patlıcanlardan iki halka arasına rendelenen peynir konulur.Bir kürdan yardımıyla iki patlıcan birbirine bağlanır ve kızgın yağda kızartılır.Tabağa alınan patlıcanların üzerine sarımsaklı domates sosu dökülür.
Düğün Çorbası :
Malzemeler :Yarım su bardağı,haşlanmış nohut,1 çorba kaşığı tereyağı,3 diş sarımsak,2 adet yumurta(sarıları kullanılacak),yarım su bardağı un,yarım su bardağı arpa şehriye.
Yapılışı :Et suyuna şehriyeler atılarak pişirilir.İki yumurta sarısı ve un yarım su bardağı su ile kıvamlı hale gelecek şekilde çırpılarak kaynayan şehriyeli et suyuna yedirilir.Haşlanmış nohut ve dövülmüş sarımsak ilave edilerek çorba pişmeye bırakılır.Çorbanın içindeki arpa şehriyeler piştikten sonra ayrı bir kapta kızdırılan tereyağı tabağa alınan çorbanın üzerine gezdirilir.
Zerde Tatlısı :
Malzemeler :1 su bardağı pirinç,2,5 su bardağı şeker,50 gr. kızamık şekeri,2 yemek kaşığı gül suyu,3-5 adet karanfil,Yarım çay kaşığı tarçın.
Yapılışı :Su ile pirinç kaynatılır. Kaynadıktan sonra şekeri ve gülsuyu ilave edilerek pişirilir. İkram edileceği zaman Kızamık şekeri (veya kımızı loğusa şekeri) ve tarçın ile süslenir.
Balıkesir Kaymaklısı :
Malzemeler :1 kg Un, 300 gr tereyağı,6 yumurta,700 gr kaymak, 2 kg. şeker ve üstüne gelinceye kadar su.
Yapılışı :Un hamur tahtasında elenir, ortası açılır. Tereyağı ve süt konup karıştırılır. Yoğrulur. Dinlendirildikten sonra on iki parçaya bölünüp yağlı bir tepsiye konulur. Her yufkanın kırılmaması için elle su serpilir, diğer 6 yufkada diğer yağlı tepsiye yerleştirilir. Fırında veya mangalda pişirilir. Alt kısımları kızarınca iki tepside ateşten indirilir. Birinci tepsideki yufkaların üst yufkası üzerine bolca kaymak yayılır. Kümeler halinde de konulabilir. Diğer tepsideki yufkaların alttaki kızarmış tarafı üste gelmek üzere birinci tepsideki kaymakların üzerine kapatılır. Ilık halde reçel şurupları koyulduğunda şerbet soğuk hamur üzerine gezdirilerek dökülür, kapak katılır. Soğuduktan sonra servis yapılır.
Höşmerim :
Malzemeler : 1kg tuzsuz taze peynir, 2 yumurta sarısı, 250 gr. irmik ,100 gr un,1kg. toz şeker,bir çay kaşığı kabartma tozu
Yapılışı : 1kg tuzsuz taze peynir tencereye konur. İçine bir çay kaşığı kabartma tozu atılır. 2 yumurta sarısı çalkalanarak ilave edilir. Hafif ateşte karıştıra karıştıra yağı çıkıp bal rengi sarısına bürünene kadar bir saat pişirilir. Kıvama gelmiş olan peynire 250 gr. irmik , 100 gr un,1kg. toz şeker ilave edilir. Şeker eriyip yağ salana kadar bir süre karıştırılır. Renk için bir miktar safran konulabilir. Soğuduktan sonra servis yapılır.
Mafiş Tatlısı :
Malzemeler :1 yumurta,1 fincan yoğurt,1 fincan ayçiçek yağı,1 fiske tuz,1 çay kaşığı karbonat,alabildiği kadar un.
Yapılışı :Yumurta,yoğurt, ayçiçek yağı, tuz,karbonat ve un hamur haline gelecek kadar yoğrulur. Ceviz büyüklüğünde parçalanır. Her parça iki el büyüklüğünde oklava ile ince ince açılır ve kareler halinde kesilir.Kareler fiyonk şeklinde ortadan büzülerek kızgın yağa atılarak kızartılır. Yağdan alınan hamurlar önceden hazırlanmış soğuk olan şuruba atılır. Tatlılar şurubu çekince servis tabağına alınır.
Balıkesir Mantısı: Kayseri mantısından oldukça farklı ve küçüktür.üzerine tavuk ve nohut ilave edilir.içinde kıyma yoktur.
Dört mevsim süren sebze cümbüşü

Karadeniz Mutfağı” deyince, hemen herkesin aklına gelen bilindik şeyler var; hamsi, fındık ve mısır unu gibi. Oysa, Karadeniz Mutfağı’nın en belirleyici özelliklerinden birisi, ot yemekleri… Pek de fazla bilinmeyen bu yemekleriyle Karadeniz, Ege Mutfağı ile rahatlıkla boy ölçüşebilecek durumda…
Bölge, sürekli yağış aldığı için, çok zengin bir bitki örtüsüne sahip… Bu nedenle de, aklınıza gelebilecek her tür ottan ve yapraktan yemek yapıyor Karadenizliler.
Karadeniz’de, coğrafi özelliği nedeniyle tahıl tarımı için gereken geniş düzlükler olmadığından ve yine aynı sebepten, fazla hayvancılık da yapılamadığından, bahçe sebzeciliği ve balıkçılık çok gelişmiş durumda. Doğanın bu bölgeye bahşettiği inanılmaz zenginlik, yağmurun miktarı ve de dolayısıyla yeşilin bolluğu şeklinde karşımıza çıktığı için, envai çeşitte, pişirilip tadına bakılacak bitki, hemen herkesin evinin bahçesinde ve hatta yol kenarlarında, bol miktarda bulunmakta… Kısacası, Karadeniz sofralarında, dört mevsim süren bir yeşillik cümbüşü var!.. Baş köşesinde sebze ve otlardan yapılmış yemeklerin olmadığı bir sofra düşünmek, neredeyse olanaksız…
Karadeniz’de çokça yenilen bir sürü ota ilaveten, o yöreden çıkmış olmakla birlikte, hemen tüm büyük kentlerde de artık bulunabilen bazı yiyecekler var. İlk akla gelenleri şöyle sıralayabiliriz; melevcan (diken ucu), hoşuran, mendek, baldıran, taflan, sakarca ve tirmit… İkinci grubun ünlüleri ise, kara lahana (yerel dilde “pancar”), pazı (yerel dilde “pezik”), ısırgan, mısır (yerel dilde “darı”), kiraz, fındık ve çay… Bunlar da, Karadenizli olsun olmasın, artık Türkiye’de yaşayan herkesin severek tükettiği yiyecek maddeleri…
Her bakımdan keyifli olan Karadeniz yaşantısına uymayı gerçekten istiyorsanız, çok da özel bir çaba sarf etmenize gerek yok! Kahvaltı dahil her öğünde balık yiyebilirseniz; hamsiyi diğer balıklardan ayrı tutup sanki farklı bir şeyden söz ediyormuşçasına, “hamsi, ekmek, fasulye ve balık” gibi bir ifade kullanabilirseniz; yoğurt ve ayran tüketmeden yaşamamayı öğrenebilirseniz; yeşil fasulyeden turşu kurup bir de üstüne, bu turşuyu soğanla kavurarak yerseniz; un kullanmak gereken her yerde mısır ununu tercih ederseniz; bildiğiniz kirazı tuzlayıp salamura yaparak, kışın et gibi kavurmasını pişirirseniz, en azından mutfağınızda bir “Karadenizli” gibi davranmış olursunuz…
KÖFTE YEMEKLERİ

ANALI KIZLI KÖFTE (DİYARBAKIR)

MALZEME:
Su
4 su bardağı
Sarmısak
1 diş
İnce bulgur
2,5 su bardağı
Dereotu
1/2 bağ
Un
2 su bardağı
Maydanoz
1 bağ
Katı yağ
3 çorba kaşığı
Yenibahar
1/2 çorba kaşığı
Kuru nane
1/2 çorba kaşığı
Kırmızı pulbiber
2 çorba kaşığı
Kuru kekik
1/2 çorba kaşığı
Domates salçası
2,5 çorba kaşığı
Toz kişniş
1/2 çorba kaşığı
Karabiber

Kimyon
1/2 çorba kaşığı
Tuz

YAPILIŞI:
Suyun yarısını kaynatın. Bulguru, kaynar su ile ıslatıp, suyunu çekmeye bırakın. Soğanı , sarmısağı, dereotunu ve maydanozu ince ince kıyın. Yağı tencerede eritin. Yağ kızınca soğanı pembeleşinceye kadar kavurun ve ateşten alın. İçine salçayı, baharatın tümünü, maydanoz, dereotu ve sarmısağı katıp, karıştırın. Islanmış bulgura tuzu, unu ve kalan suyu katıp, yoğurarak bir köfte harcı hazırlayın. Misket büyüklüğünde parçalar koparıp, avucunuzun içinde yuvarlayarak küçük köfteler hazırlayın. Bir başka tencerede bolca su kaynatın. Tuzunu ayarlayın. Köfteleri içine atıp 15 dakika haşlayın ve süzdürün. Diğer tenceredeki baharatlı karışımla birleştirin, karıştırarak servis yapın.

BELLOG (MERCİMEK KÖFTESİ) (SİİRT)
YAPILIŞI:
Kırmızı mercimek tuzu katılmış suda pişirilir. Sulu vaziyette bir tepsi içerisine konulmuş olan bulgur üzerine boşaltılıp karıştırılır ve ağzı örtülür. Bu arada bolca kuru soğan doğranır, bol yağda kavrulup içine salça, karabiber, kırmızı biber konularak mercimekli bulgurun üzerine boşaltılıp kaşıkla karıştırılır. Sonra içine ince kıyılmış maydanoz ve taze soğanın yeşil yaprakları konularak tekrar karıştırılır ve elde çiğ köfte gibi sıkım yapılarak tabaklara dizilir.

BULGUR - (YUVARLAK KÖFTE) (SİVAS)
MALZEME:
Rendelenmiş soğan
2 adet
Katı yağ
1 çorba kaşığı
Kıyma
1 kg.
Kuru nane
1 tatlı kaşığı
Bulgur
500 gr.
Limon
1 adet
Su
1 çay bardağı
Tuz

Pirinç
1 çay bardağı


YAPILIŞI:
2 adet sogan rendelenir; tuz, biber, 1 kg. çekilmis kiyma, 1/2 lt. ölçek dolusu ince bulgur, bir çay bardağı su hepsi bir hamur halinde iyice yoğurulur. El içinde bilye büyüklüğünde köftecikler yuvarlatılır. Arzu edilirse köfte az miktarda kızgın yağda pembeleşinceye kadar döndürülür. 1-2 lt. kaynar suya bir kaşık salça atılır. Köfte yarı pişmiş vaziyette iken bir çay bardağı pirinç salınır. Bir çorba kaşığı kızdırılmış sade yağına bir tatlı kaşığı kuru nane karıştırılarak pişer üzerine dökülür. Arzu edilirse limon da sıkılabilir.

BÜTÜN KÖFTE YEMEĞİ (SAFRANBOLU)
MALZEME:
Köfte
2 kg
Patates
1/2 kg.
Zeytinyağı
1 çorba kaşığı
Maydanoz
1 demet
Katı yağ
2 çorba kaşığı
Tuz
Yeteri kadar
Salça
4 çorba kaşığı
Karabiber
Yeteri kadar
YAPILIŞI:
Köfteler yağda kızartılır, patatesler iri iri doğranıp yağda kızartılır. Bir tencereye yağ ve salça koyulur, kavrulur ve üzerine su koyulur. Kaynayınca kızarmış köfteler alta patatesler üste dizilir. Tuzu ve kara biberleri ekilir. Suyunu çekmeye yakın ateşi kısılır. Pişince üzeri maydanozla süslenir.




Hiç yorum yok: